Reklam

Rüya Ve İslam

Rüya ve İslam Hakkında Açıklamalar.

Rüya ve Tabiri Hakkında Bazı Bilgiler

Rüya

Rüya tabiri için önce bunun usûlünü bilmek lâzımdır.
Meselâ buğday, arpa, saman, un ve bal gibi şeylerin mal ve paraya delâlet ettiğini.
At, arslan ve vahşi hayvanların devlet ve milletin ileri gelen dmselerine delâlet ettiğini.
At’ın eğeri, kuşların, hayvanların dişilerinin delâlet ettiğini.
Yastık, ibrik (su konulan bir çeşit kap) ve tas gibi şeylerin hizmetçilere ve benzeri kişilere işaret ettiğini ve bunlardan herbirinin değer ve kıymetinin nisbetince olduğunu bilmelidir.
Rüyânın başlangıcında görüp de sonunda görülmeyen şey; Rüyâ ahibinin istediği şeyi elde edememesine işarettir.
Rüyâsında bindiği nesneden aşağı inmek; Rüyâ sahibinin bulunduğu mevkiiden aşağı dereceye düşmesine delâlet eder.
Rüyada Rüyâyı görenin söyleyeceği söz muteber tutulur.
Hz. Yusuf’un Rüyâsını bilmeyen yoktur:
Yusuf aleyhisselâm, yedi yaşında iken şöyle bir Rüyâ görmüştür:
“Onbir uzun asa, bir daire şeklinde yere dikilmiş duruyor.
Ansızın küçük bîr asa peydah olup hepsini yere sermiş.”
Yusuf aleyhisselâm Rüyâyı babasına anlatır. Yakup aleyhisselâm bu caib Rüyâyı işitince ona demiştir ki:
“Oğulcağızım! Sakın bu Rüyâyı kardeşlerine anlatma. Sonra ölümün için bir hile ederler. Zira, şeytan; insanlara apaçık düşmandır. Şayet onlara vesvese verirse kalblerine hased düşüverir.” Yusuf sûresi 5. Ayet.
İzzet ve şerefine, kıymet ve şanına delâlet eden bu büyük Rüyâyı anlatman, açıklaman için Rabbin kardeşlerin arasında seni seçtiği gibi.
Ondan daha biiyiık olan Peygamberlik şerefine de seni lâyık ve münasip görmüştür. Rüyâ tâbiri ilmini de yine sana öğretecektir. Ataların dedelerin ibrahim ve Ishak aleyhümesselâma nübüvvetle nimetini tamamladığı gibi, sana da, Yakub’un diğer evladlarına da nimetlerini tamamlamakla devlet ve saadete ulaştıracaktır. (Yusuf sûresi 6. Ayet.)
Rabbin Teâlâ; seçilmeye müstehak olanı bilir. Her şeyi hikmetiyle lâyıkı üzere icra eder.
Doğru Rüya seher vakti görülen Rüyadır. Doğru Rüyâ gündüzde¬ki Rüyâdır.
Cafer-i Sadık radıyallahü anh Hazretleri buyurdular ki;
Rüyanın en doğrusu kaylulede yani günün ortasında, öğle üstü uyu¬nan uykuda görülen Rüyâdır.
Müslüman Rüyâ tâbircileri dediler ki: İnsan Rüyâyı ruh ile görür. Akıl ile anlar.
Ruhun durduğu, karar kıldığı yer; kalbin ortasında kan noktalarıdır. Aklın karar kıldığı durduğu yer dimağdadır. Ruh, nefs ile boşluktadır.

Rüyanın Mahiyeti ve Çeşitleri

Bu konuda Rüyanın Mahiyeti ve Çeşitleri Hakkında Bilgi edineceksiniz.
Rüya, uyku halindeki görüş veya görülen şey demektir. Rüya, ne
suretle vuku buluyor, kaç kısma ayrılır? Bu bir nevi idrak midir? Yoksa
hayalat ve evhamdan ibaret midir? Bu hususa dair hadis-i şerif kitaplarında
ilm-i kelâmda, psikolojide birçok tezler vardır.
Bunların hülâsası şöyledir:
Rüyâlar, İbni Mâce’nin, Avf İbni Mâlik’ten rivayet ettiği bir hadis-i
şerife nazaran üç kısımdır:
1- İnsanları mahzun etmek için şeytan tarafından ika edilen bazı
hâilevi, korkunç Rüyalardır. Yüksek bir yerden düşmek, köpek tarafından
ısırılmak gibi. Bunlar esassız şeylerdir. İnsan böyle bir Rüya görünce
Cenab-ı Hakk’a sığınmalı ve bunu başkalarına hikâye etmemelidir.
2- İnsanın uyanıkken ehemmiyetle meşgul olduğu şeylere ait gördüğü
Rüyâlardır. Bunlar da birer kuruntu veya inhiraf-ı mizaç neticesi
olduğundan esassız şeylerdir.
3- Nübüvvetin kırk altı cüz’ündün bir cüz-ü addolunan Rüyalardır.
Bunlar taraf-ı ilâhiden birer beşaret (müjde) veya inzar (korkutma)
mahiyetinde olup, bunları bir kısım melekler-ümmül kitaptan telakki
ederek uyuyanların ruhlarına ilham ederler. (Camiüssağir şerhleri)
Birinci ve ikinci kısım Rüyalar, birer Rüyâ-yı batıladır. Bunlara lisan-
ı dinde “hulüm” denir. Cem-i: Ahlâktır. Bunlar karmakarışık şeyler
olduğundan “adgasi ahlam” da denir. Adgas, yaşı kurusuna karışmış
ot demetleri demektir. Üçüncü kısım Rüyalara ise birer “Rüyâ-yı sâdıka”
denilir. Bu sadık Rüyâlar, doğru sözlü, temiz yürekli nezih itikatlı
kimselere alelekser nasip olur. Ve bu halde bunlara “Rüyâ-yı sâliha”
adı da verilir.
Resül-i Ekrem aleyhisselatü vesselam Efendimize yirmi üç sene
vahy-i ilâhi nazil olmuş ve bu vahiy ilk altı ay zarfında lihikmetin Rüyâ-
yı sâliha suretiyle tecelli etmiştir, İşte bu itibar iledir ki, bu çeşit Rüyâlar
birer hakikate tercüman olarak ilm-i nübüvvetin kırkaltı cüz’ünden
bir cüz sayılmıştır.
Nitekim bir hadis-i şerifte: (Er-Rüyâ-üssalihati cüz’ün min sittetin
ve erbaine cüz’ünminen-nübüvveti) buyurulmuştur.
Rüyâlar, hükemaya göre de şu iki kısma ayrılmıştır:
1- Afaki, bir hadiseye delâlet etmeyen, kuvve-i haya-liyenin bir neticesi
olan esassız Rüyalardır. Bunlar ya insanın uyanıkken vukubulan
kuruntularından neş’et eder veya insanın mizacındaki tahavvülattan
ileri gelir. Nitekim insan, çok düşündüğü, çok özlediği bir dostunu
daima Rüyâsında görmesi gibi, (susuzluktan dudakları kurumuş) bir
hastada kendisini uykusunda çeşmeler, ırmaklar kenarında bulur. Bütün
bu Rüyâlar hayalat ve evhamdan ibarettir.
2- Evvelce vukubulmuş veya gelecekte olabilicek âfaki bir hâdiseye
delâlet eden Rüyâlardır ki, o hadiseye bilâhere, uyanıklık halinde ittila
husule gelir. Acaba’ insan, kendisince henüz meçhul olan bir hadiseden
böyle Rüyâ vasıtasıyla nasıl haberdar olabiliyor? Bu mesele, hakikat-
ı insaniye ile alâkadardır. İnsanın hakikati yalnız şu beş hassadan
ibaret değildir. Belki insan asıl “nefs-i natıka” denilen ulvi bir ruhtan
ibarettir. Bu ruhun bütün server-i hadisatın mürtesim bulunduğu
alem-i melekûta manevi bir ittisali vardır. Ruh, uyku halinde beden ile
iştigalden azade kalınca bu melekût âlemine teveccüh eder, bir âyineye
karşısındaki eşya mün’akis olduğu gibi ruha da melekût alemindeki
hâdisat suretlerinden bazıları müntabi olur. Ruh böylece kendisine
mün’akis olan sureti, hiss-i müştereke nakleder. Kuvve-i mütehavvile,
bu sureti ya olduğu halde bırakır veya ona münasip veya zıd bir şekil
verir. Binaenaleyh insan uykudan uyanınca o sureti ya olduğu gibi sarih
tnr halde mütehayyilenin verdiği şekilde veya bir nevi rümûzat ve
işarat halinde tahattur eder. Ve böyle başka bir şekil alan Rüyalar tâbire.
neye delâlet ettiğini tahmin ve tayine muhtaç olur.
Bu ikinci kısım Rüyâlar, birer Rüyâyı sahihadır. Bunlar birer idrakten
ibarettir. Bu kabil Rüyaların sıhhati, birçok vukuat ile bedahet
mertebesine varmıştır. Bunun vukuunu inkar etmek, insanın hakikatini
adem-i takdirden neş’et eder. Uç misal:
1- Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz eshab-ı kiramiyle beraber emniyetler
içinde Mescid-i Haram’a girdiğini mübarek Rüyâsında görmüştü.
Bu, sarih ve geleceğe ait bir rüyayı saliha idi. Bir sene sonra
umretülkaza vesilesiyle tamamen tahakkuk etmiştir.
2- Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm, onbir yıldızın ve güneş ile Ay’ın
kendisine secde ettiğini Rüyâsında görmüştü. Bu da geleceğe ait bir
Rüyâ-yı saliha idi. Fakat sarih’değil, remz ve işaret halinde bir Rüyâ idi.
Muaheren onbir kardeşiyle beraber baba ve anasının kendisine karşı
secde-i şükranda bulunmaları suretiyle taayyün etmişti.
3- Nebiyi Zişan Efendimiz, bir gece kendi himayesin de bulunan
Huzaa kabilesi hakkında bir Rüyâ görmüştü. Sabahleyin Hazret-i Aişe
validemize Huzaa’nın bir hadise karşısında kaldığını haber verdi. Aradan
birkaç saat geçmeden Huzaa kabilesi tarafından bir heyet gelerek
Beni Bekir kabilesinin hücumuna uğramış olduklarını Resûl-i Ekrem’e
arz ettiler. İşte bu da, maziye ait ve çok sarih olan bir Rüyâyı saliha
bulunmuştur. Velhasıl: Bu çeşit Rüyâlar, Peygamberi Zişan hakkında
birer vahyi ilâhidir ki, birer fecr-i sadık gibi tahakkuk eder. S’uleha-
yı ümmet hakkında ise ilhamat ve mübeşşirattan ma’duttur. Nitekim
bir hadis-i şerifte: (Nübüvvet devresi nihayet buldu, yalnız
müjdeleyici hadiseler kaldı ki, onlar da birer Rüyâ-yı salihadoğru
Rüyadan ibarettir) buyurulmuştur. Diğer bir hadis-i şerifte
de: (Nübüvvet gitti, hitame erdi, artık benden sonra nübüvvet
yoktur. Ancak mübeşşirat vardır ki, o da Rüyâ-yı salihadır. Bu
Rüyâyı ya bir insan kendi hakkında bizzat görür veya bu onun
hakkında başkası tarafından görülür) buyurulmuştur. Şunu da
ilave edelim ki: Bir insan, gördüğü böyle bir Rüyâyı, iktidar ve istidadı
var ise kendisi tâbir edebilir, başka bir kimseye tâbir ettirecek ise o
kimse sâlih, akıl, adavetten hâli, insanların ve zamanın ahvâline vâkıf,
güzel niyete sahip olmalıdır. Çünkü Rüyâlar zamana ve şahıslara göre
tebeddül eder ve Rüyâlar çok kere tâbir edildiği veçhile zuhura gelir.
Bu cihetleri nazara almak lâzımdır. Nitekim bir hadis-i şerifte: (Rüyâda
istikrar yoktur. O tâbir edilmedikçe bir uçar ayak üstündedir.
Fakat tâbir edilince zuhura gelir.) O halde Rüyâyı öyle herkese
söylemenıelidir. Onu ya dosta veya tâbire vâkıf sahibi bulunan bir
zata hikâye etmelidir.
Kaynak :Büyük gazete Birinci cildinden alınmıştır.

Ömer Nasuhi Bilmen
Eski Diyanet İşleri Başkanı “Kur’an-ı Kerim’in Meâl-i Âlisi ve Tefsiri” ve “Büyük İslam İlmihali” Yazarı.

Rüya Tabiri ilmi

Rüya Tabiri ilmiyle; nefse ait yapılan hayaller ile gayb’e ait işler arasında olan münasebet-alâka tarif olunur. Ta ki birinciden ikinciye geçiş ve onunla dışarda olan nefsani hâllere yahut âfakta cari olan hallere istid­lal olunsun. (Ufuklarda işleyen-geçerli hallere delil getirilsin).

Bu ilmin faydası; gelecekle yapılacak işleri müjdelemek yahut ha­zır olanı gözler önüne sermektir.

Malum olsun ki Rüya görmek; nefsi natıkanın işidir. Bazı kimse­ler bunun aslının olmadığı görüşüne-kanaatine varmışlarsa da onların bu görüş ve kanaatlerinin aslı yoktur.

Zira eğer Rüyânın aslı olmazsa; insanda bu kuvvetin aslının olmaması insanda icadın faydasız olması icab eder. Bu çeşit Rüyâ iki kısımdır:
Birincisi; Edgas ve ahlâm: Günlük meşgalelerden meydana gelen durumlar ve şeytanın vesveseleridir. İkincisi; sahih-gerçek Rüyadır. Bu da iki kısımdır: Bir kısmı tevil’e-yoruma muhtaçtır. Bir kısmı değildir.

Bu sebepten dolayıdır ki; Rüyâ tâbir edene birtakım bilgi ve ma­haret gerektir ki. Edgas ve ahlâm ile diğerinin farkını bilmemeli, arala­rını ayırmamak, ruhani ve cismani kelimelerin aralarını ayırmamalıdır.

Rüya tabircilerinin derece ve tabakalarını bilmelidir, insanlardan bazıları vardır ki Rüyâları sahih-gerçek olmaz. Bazılarının da sahih olur.
Mevlâna Muhammed bin Kutbiddin, bu âlim memleketimizin meşhur âlimlerindendi.
Geçmiş ümmetlerde, Rüya tabiri ilminde mahir ve garaib tâbirle­ri meydana çıkanlardandır.

Muhammed b. Şirin acaib tâbircilerdendi.
Bir kimse Rüyâda gördü ki; bütün erkek ve kadınların ağızlarına ve ferçlerine mühür vurur.
İbn-i Sirin’e gelip Rüyâsını anlattığında, tâbir edip buyurdular ki:
–   Sen müezzinsin. Ramazanda güneş doğmazdan önce kalkıp oku­duğun ezanla halkın ağızlarına ve ferçlerine güya mühür vurdun.
Ve gerçek de böyle idi.
Yusuf aleyhisselâmın Rüyâsında gördüğü onbir yıldızdan murad onbir kardeşi olduğu gibi; güneş ve ay için de kimi babasıyla anasına, kimi de babasıyla teyzesine işarettir, demiştir.

İkinci rivayet kuvvetlidir. Çünkü Yusuf aleyhisselâm bu Rüyâyı gördüğünde daha önce muhterem anası vefat etmiş idi.
Kardeşlerinin Mısır’a girdiklerinde de muhterem anası hazır ve mevcud değildi.
Yusuf aleyhisselâm bir gece muhterem babasının kucağında uyuya kalmıştı.
Ansızın bir telaş ile uykudan uyandı.
Babası şefkat gösterdi.
–   Oğlum sana ne hâl oldu? diye sordu.
İşte o vakit mâlum olan Rüyâyı gördüğünü söyledi.
İbn-i Şirin Rüyâ tâbir etmede gayet usta idi. Kendisine arz olunan İslâm’a Göre Salihi ve En Büyük
anlatılan Rüyalardan tâbir yorum yapmadıkları; tefsir tâbir-te’vil ettik­lerinden çoktu.

Kendilerine Rüyadan sorulduğunda bazan da kırk ta birini tâbir buyururlardı.
Bazı kere aslı kötü olan Rüyâ; hayır konuşmak sebebiyle hayır;
Aslı hayır olan Rüyada kötü konuşmak sebebiyle aslından rücu ederek şer-kötü olur.
Eğer Rüyâ fuhuş, kabih, çirkin bir hâle delâlet ediyorsa; tâbircinin gücü yettiği kadar Rüyâ sahibine söylenmesi icab eden sözleri gizlice söylemesi uygundur.
Bazı kere bazı insanların sözlerinde çok doğruluk bulunup hiç ya­lan olmaması sebebiyle Rüyâsı da sadık-doğru olur.
Bazı kere de insanın nefsinde-özünde yalan olup yalanı da sever ve ondan haz eder olduğundan Rüyâsı da yalan olur.
Yahut insan zatında yalancı olup ancak başkasından yalanın mey­dana çıkmasını kerih ve çirkin görür olması sebebiyle Rüyâsı da doğru olur.
Rüyânın en zayıf olduğu zaman; kış günleridir.
Gündüz görülen Rüyâ, gece görülen Rüyâdan tâbirce daha kuv­vetlidir.
İki kişinin gördüğü Rüyâ aynı olduğu halde o Rüyâ birisi hakkın­da rahmet, diğeri hakkında ise azab olur.
Tâbircinin-yorumcunun kendisine anlatılacak Rüyâda sabırlı olup şiddet ve kabalığı terk etmesi, kendisine tâbiri müşkül,zor görünenle­re de bilmediğini itiraf etmesi lâzımdır.

Reklam
Sosyalde Biz
Sosyal Beğeni